Geçtiğimiz son iki ay, daha önce tanık olmadığımız olaylara şahit olduğumuz bir süreçti. Koronavirüs Çin’i kasıp kavurduğunda korku dalgaları yavaş yavaş memleketimize doğru yayılsa da, kimisi “bizim genetiğimiz virüse uygun değil” dedi, kimisi “havalar ısınıyor virüs yok olur” dedi, kimisi de “abdest alan bir topluma virüsler zarar vermez” dedi. 10 Mart itibari ile Türkiye, birçok ülkenin ardından Koronavirüs sürecine girdi.
Bizim son yüzyılda Dünya Sağlık Örgütünden çokça ağzımız yandı. Şimdi yoğurdu üfleyerek yememize hoş baksınlar. Kuş gribi dediler, altından başka şeyler çıktı. Domuz gribi dediler, SARS dediler, MERS dediler, Ebola dediler, Zika dediler… dediler… Her seferinde “paranoya virüsü”, bu virüslerden çok daha hızlı yayıldı. Hayata demir atmaya çalışan, ölümle ve sonrası hayatla bağlarını kesmiş yığınların duyguları ile oynadılar… oynadılar. Hiçbirinin kokusu hemen ortaya çıkmadı. Hiçbirinde özür dilemediler. Ama yüzsüzlük bu ya, benzer oyunları farklı formatlarda oynamaya devam ediyorlar.
Bu konu sağlık bilgisini de aşan, dünya siyasetini, ticaretini ve sosyal bilimleri ilgilendiren devasa bir proje. Bu projelerin ne olduğuna dair yaygın teoriler olsa da hiçbirini kesinleştirmek mümkün değil. Öyle bir proje ki, Hindistan’dan Amerika’ya aynı slogan “evde kal”, aynı gündem “virüs paranoyası”, aynı problemler hakim. Hiçbir şey insanları bu kadar itaatkar kılamazdı küresel güçlere. Hangi kral Kabe’yi kapatabilirdi, hangi hükümet Cuma namazlarını iptal edebilirdi, hangi sıkı yönetim bu kadar zaman sokağa çıkma yasağını dayatabilirdi?
İşin salgın boyutunu ve sağlık tarafını konuşacak olursak baştan beri beni ikna edecek “gerçek bir salgın” gözlemlemedim. Her ne kadar böyle olsa da kesin delillerle bunu sunmak şu süreçte imkansız olduğu için normalleşme başlayana kadar da konuşmak ve kafa karıştırmak uygun değildi. Arkada yatan projeler ne ise bunu zaman ortaya çıkaracak, cesur gazeteciler ve doktorlar eliyle inşallah.
O yüzden ben bu süreci koronavirüs değil de “paronovirüs süreci” olarak tarihe not düşmemiz gerektiğini düşünüyorum. Siz ne düşünüyorsunuz?