Bağışıklık sistemi vücudun yaratılmış en mükemmel mekanizmalarına sahiptir. Vücudun asayişinden sorumludur. Tam bir hiyerarşiye sahip, dünyanın en iyi askeri sistemlerine taş çıkaracak profesyonellikte çalışmaktadır. Ancak endüstriyel yaşam, insan vücudunun bu çok önemli parçasının çalışma sistemini acımasız bir şekilde alt üst ederek türlü hastalıklara kapı aralamaktadır.
Beslenme ile bozulan mide ve bağırsak düzeni, fırsatçı ve zararlı mikroorganizmaların yoğunluğunu artırarak salgıladıkları toksinlerle geçirgen bağırsak sendromuna neden olmakta, buradan geçen yabancı moleküller karaciğerin detoks kapasitesini aşınca bağışıklık sistemi, askerleri ve polisleri ile olaya el atmaktadır. Vücut sınırları içerisinde başlayan savaş, kanlı geçmekte ve çeşitli organlara hasar vermeye başlamaktadır.
Modern zamanın baskılayıcı tedavileri de bağışıklık sistemine büyük zarar vermektedir. Vücutta yabancı bir mikroorganizma ile karşılaşan, ateş, ağrı ve iştahsızlık gibi olağanüstü hal üzerinden alarma geçen vücudun savaşma kapasitesi, baskılayıcı ilaçlarla ve kolayca başvurulan antibiyotiklerle tarumar edilmekte, sistemin ayarı bozulmaktadır.
Bağışıklık sisteminin tepkisi alerjilere, organlara verdiği hasar otoimmün hastalıklara neden olmaktadır. "oto" kendi, "immün" bağışıklık demek... Yani vücudun kendi kendine açtığı savaş demek. Tiroidde hashimato, dizde romatizma, bağırsaklarda ülseratif kolit, karaciğerde otoimmün hepatit demek... Çözüm bozuk çalışan bağışıklık sistemini komple baskılamak değil terbiye etmektir. Bunu anladığımız gün çözümsüz denilen hastalıklara ve ömürlük verilen ilaçlara veda edebileceğiz Şafi olan Allah'ı izni ile.