Yemyeşil çayırlar, kusursuz sevimli inekler, inekleri sağan ak sakallı dedelerin yer aldığı süt firmalarının reklamları TV'lerde eskiden beri izlediğimiz klasikleşmiş senaryolardan birisidir. Bilinçaltına hitap eden yanıltıcı reklamlarla tüketici kutudan bardağa döktüğü sütün, ineğin memesinden çıktığı doğallıkta olduğunu düşünür.
Oysa ki, dünyada üretilen antibiyotiklerin yarısından fazlası hayvanlarda kullanılıyor. Emziren anneye ağrı kesici vermeye korkarken, emziren ineğe acımasızca türlü ilaçlar veriliyor GDOlu yemleri aracılığıyla. Hormon iğneleriyle sütü kat kat artırılıyor. Ortaya çıkan süt, 130 dereceye kadar hızla ısıtılıp tekrar soğutuluyor. Böylece sütün protein yapısı bozulurken, sütü süt yapan faydalı mikroorganizmalar da yok oluyor. Organik yapısı bozulan bu süt ne ekşiyor ne de kesiliyor. Aylarca kutu içinde raflarda bekliyor. Bu sütleri sağlık için, kalsiyum kaynağı diye tüketen insanlar, alerji ile romatizmal hastalıklarla ve türlü diğer hastalıklarla yüzleşiyor.
Bir tarafta da yeni bir akım çıktı, süt konusunda ifrada kaçan... Sütün hayvanın yavrusunun hakkı olduğunu, insanların bunda hak iddia edemeyeceğini söylüyorlar. Şüphesiz bu konuda iki uçtan da kaçınmak lazım. Doğal ortamda yetişen, dört duvar arasına tıkılmayan, ilaçlarla provoke edilmeyen hayvanların sütleri bizler için şifadır. Nitekim ayette şöyle buyrulur: "Sizin için hayvanlarda da ibret vardır. Size onların karınlarındaki dışkı ile kan arasından arı, duru, içenlerin boğazından kolayca geçen bir süt içiriyoruz." (16/Nahl, 66)